anton khmelnitsky 2R2Mq6t egs unsplash edited

BİR KAMYON DOLUSU GÜBRE

Her kriz boşa harcanamayacak kadar değerlidir.

Bu yazımda Budist usta Ajahn Brahm’ın bir öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Bu öykü “Who Ordered this Truckload of Dung” (Bu Kamyon Dolusu Gübreyi Kim Sipariş verdi?) isimli kitaptan alınmıştır.

Bir akşam eve döndüğünüzde, kapınızın önünde bir kamyon dolusu gübre bulduğunuzu hayal edin. Bu konu ile ilgili kesin bildiğiniz üç gerçek var.

1. Bu gübreyi siz sipariş vermediniz. Bu durum sizin hatanız değil.

2. Kimin getirdiğini kimse görmemiş. Dolayısıyla arayıp da kamyonunuzu alın götürün diyemiyorsunuz.

3. Çok pis kokuyor. Bütün evinize ve sokağa yayılan bu kötü koku dayanılır gibi değil.

Hayatınızda ansızın beklenmedik bir anda başınıza gelen felaketleri, evinizin önüne bırakılan bir kamyon dolusu gübreye benzetebiliriz. Yaşadığınız bu trajedi ile ilgili kesin olarak bildiğiniz üç şey vardır.

1. Siz sipariş vermediniz. Sizin hatanız değil. “Niye ben?” diye sorarsınız.

2. Kimse bu pisliği sizin için kaldırıp götüremez. Sevdikleriniz bile.

3. Mutluluğunuzu yok eden, bütün hayatınızı dolduran bu acı dayanılır gibi değildir.

Bir kamyon dolusu gübre ile köşeye sıkıştığınızda, bu duruma iki farklı şekilde karşılık verebilirsiniz.

İlk yol bu gübreyi her yere yanınızda taşımaktır. Hatta bir kısmını ceplerinize doldurur koka koka ortalıkta dolaşırsınız. Tabii ki kelimenin tam anlamıyla cebinizi gübreyle doldurmayı konuşmuyoruz burada. Başınıza gelen trajedi karşısında öfkelenmek, mutsuzluk ve karamsarlığa gömülmekten bahsediyoruz. Bu ilk tepkiniz çok anlaşılabilir ve doğaldır. Yine de sonuçları pek tatsızdır. Çünkü hiç kimse olumsuz enerji yayan ve sürekli yakınan birinin etrafında olmaktan hoşlanmaz. Zaman içinde en sevdiğiniz dostlarınızın bile ortalıktan kaybolduğunun farkına varırsınız. Canınız yanar, acınız kat kat artar. Aynı cebinizdeki gübrenin kokusunun gün geçtikçe arttığı gibi.

Bir diğer yol ise işe girişmektir. Kazma, kürek ve bir el arabası. Kolları sıvayıp başlarsınız çalışmaya. İşiniz zordur. Yorulursunuz. Yine de bir şeyler yapıyor olmak, sızlanıp depresyona gömülmekten daha iyidir. Günlerce kazarsınız ve bir gün o koca yığının azalmaya başladığını görürsünüz. Bu iş uzun zaman alabilir. Ve bir sabah uyandığınızda o pis kokan gübre yığınının tamamen bittiğini görürsünüz. Üstelik evinizin başka bir köşesinde bir mucize meydana gelmiştir. Bahçenizi çeşit çeşit, rengârenk çiçekler donatmış ve kokuları sessizce tüm mahalleye yayılmıştır. Erik ve dut ağaçlarınız meyve vermeye, dalları ise sokaktan geçenlere cömert ikramlar sunmaya başlamıştır.

Gübre başınıza gelen felaketleri buyur edip, bilgeliğe dönüştürmeyi iyi anlatan bir metafor.

Her ne kadar sevdiklerinizden destek alsanız da bu dönüşüm sizin kendi başınıza halletmeniz gereken bir iştir. Gün ve gün kalbinizin bahçesine taşıdığınız yığınların acısının bir gün azalmaya başladığını görürsünüz. Bazen yıllar alabilir. Ancak bir sabah uyandığınızda bir bakarsınız ki kalbinizde acının yerini huzur almıştır. Şefkat ve sevgi çiçekleri cömertçe etrafınıza yayılmaya başlar. Komşularınıza, dostlarınıza, sevdiklerinize ve hatta yolunuzdan geçenlere ulaşır. Köşenizde bilgelik ağacı yeşermiştir. Size doğru uzanan dalları yaşam üzerine iç görüler ile yüklüdür. Bu lezzetli meyveleri özgürce paylaşabilirsiniz.

Acıyı bilirseniz ve dersinizi öğrendiyseniz, o zaman bir başkasına elinizi uzatıp usulca “biliyorum” dersiniz. Bildiğinizi bilirler. Gübreyi nasıl taşıyacaklarını ve bahçelerini nasıl yeşerteceklerini onlara da gösterebilirsiniz. Bunu ancak bilgelik, şefkat ve huzurla bahçesi yeşermiş olanlar yapabilir. O zaman yaşam her ne getirirse getirsin kapınıza, içeri buyur edersiniz beklenmedik misafirinizi. Bahçenizi zenginleştirmek için fırsat bilirsiniz.

Yaşadığımız bu zor günlerin, bilgelik bahçenizi envaiçeşit çiçek ve tatlı meyve ile donatmasını diliyorum.

Bu yazımı Mevlana’nın Misafirhane şiirinden bir bölümle bitirmek istiyorum.

“Minnettar ol her gelene
Kim gelirse gelsin.
Çünkü bunların her birisi
Öte taraftan bir kılavuz
Olarak gönderildi.”

Mevlana Celâleddin-i Rumi

* Photo Credit Anton Khmelnitsky Unsplash