naim

'CEP HERKÜLÜ' NAİM SÜLEYMANOĞLU

“Bir kişinin başarısını belirleyen eğitimden ve deneyimden çok onun rezilyans seviyesi. Bu gerçek, kanser koğuşunda da geçerli, olimpiyatlarda da geçerli ve toplantı odasında da geçerli.”

Dean Becker

 

Bir önceki yazımda, Nobel barış ödülünü alan en genç insan Malala Yousafzai’nin öyküsü üzerinden rezilyans kavramını anlatmaya başlamıştım. Bu yazımın kahramanı ise nam-ı diğer “Cep Herkülü”, Naim Süleymanoğlu.  47 dünya rekoru, 6 Avrupa ve 7 dünya şampiyonluğuna imza atan, tüm zamanların en iyi haltercisi.

Naim Süleymanoğlu Bulgaristan’da, Türk asıllı bir ailenin oğlu olarak dünyaya geliyor. 10 yaşında haltere başlıyor. 15 yaşında ilk dünya rekorunu kırıyor. Bulgaristan'da Türk azınlıklara uygulanan asimilasyon politikası ve baskıları dünyaya anlatmak için kaçıyor. 1984 yılında Türkiye’ye iltica ediyor. Naim, spor aracılığı ile bu zulmü dünyaya duyurmayı başarıyor.

2017'de vefat eden Naim’de Malala gibi büyük bir insan hakları savunucusuydu.

Geçtiğimiz kasım ayında vizyona giren Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu filmini izledikten sonra bir Rezilyans eğitimimde onun yaşam hikayesinden bahsetmiştim. Ara verdiğimizde bir hanım katılımcı yanıma gelerek, kendisinin de 1989 yılında zorunlu göçle Türkiye’ye gelen yüzbinlerce Bulgaristan göçmeninden biri olduğunu benimle paylaşmıştı.

Naim Türkiye’ye geldikten sonra, kendisine her mikrofon uzatıldığında Bulgaristan’da Türklere zulmedildiğini anlatıyordu. “Bir gün öleceğimi bilsem de bu haykırışımdan vazgeçmeyeceğim dediği tarihi Birleşmiş Milletler konuşmasından sonra Bulgaristan sınırları açtı. 1989-1990 yıllarında 700,000’e yakın Türk asıllı Bulgaristan göçmeni Türkiye'ye göç etti.

Film, bir sakatlık sonrası sporu bırakan Naim’in hayatının son yıllarını kapsamıyor. Naim pek konuşmaz ve hiç gülmezmiş. Büyük fedakarlıklar, inişler, çıkışlar ve taş üstüne taş koyarak inşa edilmiş zorlu bir yaşam öyküsü. Filmin gerçekle örtüşmediği konusunda pek çok şey yazıldı. Sinema açısından da değerlendirebilecek yetkinliğe ben sahip değilim. Turgut Özal Türkiye’sini, Demirperde dönemlerini ve çok sıkı bir rezilyans hikayesini anlattığı için ben izlenmeye değer buluyorum. Naim’in benim kadrajıma girme nedeni yine sizlere rezilyansı anlatma isteğim.

Bir önceki yazımda Malala ile rezilyansın hızlı toparlanma, geri sıçrama ve yukarı zıplama özelliğini konuşmuştuk. Lakabı bile Herkül olan Naim’in hikayesinde ise odağım güç ve dayanıklılık.

Peki Naim kendi ağırlığının üç katını kaldırmak gibi insanüstü bir beceriye nasıl ulaştı?

Rezilyans tanımında başka neler var bir bakalım.

  • Kendinden daha büyük anlamlı bir amaca hizmet etmek.
  • Sorumluluk alarak kendinin ve başkalarının kaderini değiştirmek.
  • Alçakgönüllülük ile…
  • Kurduğu hayale ulaşana dek kararlılık, metanet, inanç ve sabır ile devam etmek.
  • Yılların alın teri. 10 yaşından beri büyük bir özveri ve disiplin ile çalışma.
  • Bir hedefe ulaşmak için tüm kaynakları en verimli şekilde kullanmak.
  • Kendine yol gösterenlerden, yardım edenlerden destek almak.

Gelelim bugüne. Bu salgın döneminde pek çok danışanım ne kadar yorulduğunu anlatıyor. Uzun kalabalık Zoom toplantıları, bitmek bilmeyen mail, WhatsApp mesajları ve zor konjonktüre rağmen hedef baskısı. Bir yandan yemek pişirmek, ev işleri, bir yandan çocukların online eğitimi derken pek çok kişi tükenmişlik (burn-out) sınırlarında dolaşıyor. Peki bu tükenmişlik salgınla mı başladı? Tabi ki hayır.  

Son yıllarda ekonomi, siyaset ve teknoloji alanlarında, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı bir değişim yaşıyoruz. Bu değişim yaşamı her gün biraz daha belirsiz ve kaotik hale getiriyor. Biz buna VUCA dünyası diyoruz.

VUCA başlı başına başka bir yazı konusu olduğu ve bu dönem çok anlatıldığı için detaya girmeyeceğim. Bilmeyenler için VUCA’nın açılımını Volatility (değişkenlik), Uncertainty (belirsizlik), Complexity (karmaşa) ve Ambiguity (tanımlanamazlık) olarak tanımlayabiliriz.

VUCA dünyasında kurumlar çalışanlarından kısa sürede, az kaynakla, daha fazla ve kaliteli iş bekliyor. Tabii ki mutlaka pozitif, enerjik ve mutlu da olmalısınız.

Hadi buyurun bakalım nasıl yapacaksınız?

Nasılı bir sonraki yazımın konusu. O zamana kadar sizi üzerine düşünebileceğiniz birkaç soru ile bırakmak istiyorum;

  • Kaynaklarınızı ve enerjinizi en optimum şekilde nasıl kullanabilirsiniz?  
  • Tüm zorlu koşullara rağmen sürdürülebilir bir performansı nasıl sağlarsınız?
  • Günde kaç saat en yüksek performansta çalışabiliyorsunuz?
  • Gün içinde enerjinizi nasıl şarj ediyorsunuz?

Bir sonraki rezilyans yazımızda buluşana dek sağlıkla kalın.